Böbrek ve İdrar Yolu Taş Hastalıkları

Taş Hastalıkları

Üroloji alanında başta ürolojik kanserler olmak üzere diğer üroloji alt birimlerinde de başarılı uygulamalarda bulunan Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı taş hastalığının teşhis, tedavi ve takibinde deneyimli, gereken tüm teknik ve bilimsel alt yapıya sahip bir merkez olma özelliğini taşımaktadır.

Böbreklerde taş nasıl oluşur?

 

Taş hastalığı ülkemizde diğer ülkelere nazaran daha sık (ortalama %15) görülmektedir. Taş oluşumunda etkili olan en belirgin faktörler genetik yatkınlık, yaş, cinsiyet, coğrafi faktörler, iklim ve beslenme alışkanlıklarıdır. Genetik yatkınlık en önemli risk faktörlerindendir. Taş hastalığı olan hastaların ailelerinde %10-40 arasında değişen oranlarda taş hastalığı öyküsü mevcuttur. Taş hastalığı genellikle yirmili yaşlarda başlamakta ve erkeklerde biraz daha sık görülmektedir. Dağlık ve tropikal bölgelerde daha sık görülmektedir. En sık Güneydoğu Anadolu bölgesinde görülmektedir. Taş oluşumu özellikle yaz aylarında daha sık olmaktadır. Özellikle alınan su miktarı önemlidir. Alınan su miktarı arttıkça risk o kadar azalmaktadır. Bunun yanında protein ve karbonhidrattan zengin, lifli gıdalardan fakir diyet taş hastalığı riskini arttırmaktadır.

Böbrekte taşların oluşumu birçok faktörün bir araya gelmesi ile ortaya çıkmaktadır. Böbreklerde şekillenen ve atılan idrarın miktarı çok önemli olup, bir takım faktörlerin etkisi ile bazı kimyasal maddelerin idrar yoluyla atılımı artmakta ve alınan sıvı miktarına bağlı olarak azalabilen idrarda bu maddeler kolayca çökerek, küçük kristallerin oluşmasına yol açmaktadır. Bu kristaller şekillendikten sonra hızla birleşerek böbrek taşlarını oluşturmaktadır. Taşlar kimyasal yapılarına göre kabaca kalsiyum içeren ve içermeyen taşlar olmak üzere 2 grupta incelenirler. Kalsiyum içeren taşlar tüm taşların %85’ini oluşturmaktadır. Kalsiyum içermeyen taşlar daha nadir olup, bunlar arasındaki en sık görülenler ürik asit, sistin ve enfeksiyon taşlarıdır.




Böbrek ve idrar yolu organlarında görülen taş hastalığı


Kimler risk altındadır?

Böbrek taşları erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha fazla oluşmaktadır. Sıcak iklimlerde (ülkemizin özellikle güney ve güneydoğu bölgelerinde olduğu gibi), yaz aylarında terlemeye ve yetersiz sıvı alımına bağlı olarak daha sık gerçekleşir.
Son yıllarda tüketilen besinlerin bu konudaki önemi de giderek artmakta olup, bazı yiyecek ve içeceklerin taşların oluşmasına yol açtığı bilinmektedir. Taşların oluşmasını önlemede en önemli faktör, alınan sıvı miktarıdır. Bünyesi taş oluşturmaya yatkın kişiler, yeteri kadar su içmezse (günde en az 2-2.5 litre) idrar miktarı azalacak, idrar daha yoğun bir duruma gelecek ve idrardaki taş oluşturan maddelerin çökmesi ile yeni taşlar oluşacaktır. Bütün bunların haricinde ailesinde taş hastalığı olan bireyler de taş hastalığı açısından önemli risk altındadır.

Taş hastalığının belirtileri nelerdir?
 Bel ve karın ağrısı, bulantı kusma yapabilen taş hastalığı



Taşın bulunduğu taraftaki yan ağrısı en önemli belirtidir. Ağrı şiddetli, bıçak saplanır tarzda olabildiği gibi bazen de uzun sürebilen ve dayanılabilen yan ağrıları olabilmektedir. Özellikle böbrekten çıkıp idrar kanalına giren taşlar, çok daha şiddetli ağrı oluşturmaktadır. Ağrının şiddeti zaman zaman artıp azalabilir. Sağ taraftaki ağrı bazen apandisitle karışabilirler.
Ayrıca idrarda kanama, yanma, bulantı ve kusma da görülebilmektedir.
Klinik olarak hastalarda ikinci sıklıkta görülen bulgu idrarda kan görülmesidir. Bu durum gözle görülebilen düzeyde veya mikroskopik olmak üzere hastaların %85’inde bulunur. Taş hastalarında, tıkanıklığa bağlı olarak enfeksiyonlar da sık görülmektedir. Enfeksiyon çok basit formda olabileceği gibi, pyelonefrit denilen böbrek iltihabına da yol açabilir. Bu durumlarda vücut ateşi sıklıkla yükselir.

Teşhis yöntemleri nelerdir?

En sık uygulanan inceleme yöntemleri direkt karın grafisi ve ultrasonografidir. Hastalara herhangi bir uygulama zorluğu oluşturmayan, basit ve pratik yöntemlerdir. Bu yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda ilaçlı böbrek filmi (IVP) veya spiral bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik yöntemlerle teşhis konulabilmektedir. Spiral bilgisayarlı tomografi milimetrik boyuttaki taşları dahi tespit edebilen en gelişmiş tanı yöntemidir. Bu yöntemler hastanemizde başarı ile kullanılmakta ve taş varlığı mutlak surette belirlenmektedir.
Tedavi planı, taşların üriner sistemde bulundukları yere, sayısına ve çapına bağlı olarak değişmektedir.

Böbrekte, idrar kanalı veya idrar torbası içerisinde bulunan taşlar artık minimal invazif modern taş tedavi yöntemleriyle kısa sürede alınabilmektedir.

Modern taş tedavi yöntemlerinden önce böbreklerin içerisinde yer alan taşlar açık ameliyatlar ile alınıyordu. Bu ameliyatlar vücutta yapılan büyük cerrahi kesiler nedeniyle hastanın uzun süre hastanede kalmasına, iş ve günlük aktivitelerini bırakmasına neden olurken, hastanın günlük yaşamına dönmesi de uzun zaman alıyordu.
Böbrekte, idrar kanalı veya idrar torbası içerisinde bulunan taşlar böbreklerin çalışmasını bozabilmekte hatta böbreğin hiç fonksiyon yapamaz hale gelmesine neden olmaktadır. Bu rahatsızlıklar erken dönemde teşhis ve hızlı bir tedavi süreciyle etkili bir şekilde önlenebilmektedir.



Röntgen filminde tespit edilmiş böbrek taşı

Tedavi yöntemleri nelerdir?
Taş hastalığında tedavi yaklaşımları hastaya göre değişmektedir. Bazı hastalarda taşın büyüklüğüne ve bulunduğu yere göre sadece konservatif izlem yöntemiyle taşı spontan düşürmesi sağlanabilmekteyken, diğer hastalara acil olarak aktif tedavi uygulamak gerekmektedir.

Teknolojik gelişmeler ve modern yaklaşımlar sayesinde, günümüzde böbrek taşlarının %99'u kapalı yöntemleri ile tedavi edilebilmektedir.  Böbrek taşları, alt polde bulunanlar hariç, 2 cm. altında çapa sahip olanları “ESWL” ( taş kırma) yöntemi ile tedavi edilebilmektedir. Bu yöntemde vücut dışında oluşturulan şok dalgalarının böbrekteki taşlar üzerine odaklanması ile taşlar kırılabilmektedir. Bu modern, pratik ve nispeten ağrısız tedavi yöntemiyle taşlar küçük parçalara ayrıldıktan sonra idrarla birlikte vücuttan dışarı atılabilmektedir. Tüm taşların tedavisinde etkili olmayıp; 1.5-2 cm’den büyük taşlar, aşırı şişmanlık, kanama bozuklukları, idrar yollarında enfeksiyon ve idrar yollarında tıkanıklık bu yöntem için engel teşkil eden durumlardır.

  • Taş kırma yöntemi ile tedavi edilemeyen (2 cm’nin üzerindeki taşlar) veya böbreğin alt polündeki kırılsa da dökülemeyecek taşların çoğunda  “perkütan taş cerrahisi” uygulanmaktadır. Taş hastalığının cerrahi tedavisinde en son teknoloji olma özelliğini koruyan bu yöntemde sadece bir tek kanaldan böbreğe girmek suretiyle taşlar dışarıya alınmaktadır. Bu yöntemi ülkemizde ilk uygulamaya başlayan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi cerrahi ekibi içinden gelen doktor kadromuzla artık Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde de perkütan taş cerrahisi başarıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Bu işlem sırasında ciltte açılacak 1 cm’lik küçük bir delikten röntgen kontrolü altında böbreğe iki ucu açık ince bir tüp yerleştirilir. Bu tüpten girilerek, optik cihaz yardımıyla taşlar video sisteminde görülür, sayısı ve büyüklükleri net bir şekilde değerlendirilebilir.

Küçük olan taşlar kolaylıkla dışarı alınabilirken, büyük taşlar olduğu yerde kırılarak küçük parçalar halinde temizlenebilmektedir. Gelişen teknik aletler ve görüntüleme yöntemleri sayesinde böbreklerin içinde her bölgeye ulaşmak ve taşları bu küçük delikten dışarı almak mümkün olabilmektedir. Perkütan taş cerrahisi sırasında böbreğe sadece tek bir kanaldan girildiği için böbrek bütünlüğü de bozulmamakta, vücut dokularının normal yapısı korunmaktadır. Bu yöntemin böbrek fonksiyonları üzerinde ciddi hiçbir yan etkisi olmamaktadır. İşlem sonrasında hastalar, herhangi bir ameliyat yarası olmaksızın erkenden ayağa kalkıp, 2 gün gibi çok kısa sürede iyileşerek, normal yaşantılarına dönebiliyorlar. İş gücü kaybını anlamlı ölçüde azaltan bu işlem her yaştaki hastalara kolaylıkla uygulanabilmektedir

. 

Perkütan taş cerrahisi (ciltten yapılan küçük bir delikten böbrek taşı kırılıp alınma ameliyatı)



Taş cerrahisindeki en üst düzey teknoloji olan bu yöntem, ESWL ile kırılamayacak büyüklükte veya ESWL' ye dirençli taş tedavisinde, açık taş cerrahisi gerektiren her hastada, böbrek çıkışının doğuştan veya edinsel darlıklarıyla birlikte olan  açılmasında ilk tercih edilen yöntemdir. Son derece ileri teknoloji ve ekipmana ihtiyaç gösteren ve deneyimli ellerde uygulanması gereken bir yöntemdir.

İdrar kanalının üst ve orta kısmında yerleşmiş taşların tedavisinde ESWL veya endoskopik üreter taşı cerrahisi kullanılabilir. İdrar kanalının alt kısmında (idrar torbasına yakın) yerleşmiş taşların alınmasında ise ilk tercih edilen tedavi yöntemi endoskopik üreter taşı cerrahisidir.

Günümüzde artık hem teknolojik gelişmeler ile yaygın uygulanan endoskopik (kapalı) girişimler, hem de taşların daha küçük boyutlarda iken tespit ve tedavi edilebilmesi nedeniyle açık cerrahi girişimlerin oranı % 1- 2 değerlerine kadar gerilemiş bulunmaktadır. Böbreklerin hemen hemen tüm havuzcuğunu dolduran büyük ve kompleks taşlar varlığında bu yöntem seçilebilmektedir.



Vücut dışından şok dalgası gönderilerek aneliyatsız yapılan böbrek taşı kırma tedavisi cihazı



İdrar kanalındaki bir taşa uygulanan endoskopik üreter taşı cerrahisi nasıl uygulanmaktadır?

Hastaya anestezi altında yapılan işlem sırasında ışıklı alet ile önce idrar torbasına, sonra da taşın bulunduğu idrar kanalına girilerek ilerlenir ve taşın bulunduğu bölgeye gelince küçük taşlar özel aletler kullanılarak direkt dışarı alınır. Eğer taş büyük ise, olduğu yerde kırılarak küçük parçalara ayrılır ve bu parçalar tek tek temizlenir. Bu yöntem sonrasında hastaya bir kesi yapılmadığı için hastanın iyileşmesi ve günlük aktivitelerine dönmesi çok hızlıdır. Bu yöntem özellikle idrar kanalının alt kısmında yerleşmiş taşların alınmasında ilk tercih edilen tedavi yöntemdir. Yine idrar torbası içinde yer alan taşlar da çocuk veya erişkin hastalar fark etmeksizin uygun endoskopi aletlerinin kullanımı ile çok pratik bir şekilde alınabilmekte ve hastalar aynı gün eve gönderilebilmektedir.”


Yeniden taş oluşması nasıl engellenebilir?

Böbrek ve İdrar yolları taş hastalığı tedavi edilmiş olsa bile tekrar edebilmektedir. Bu nedenle idrar yollarında taşı olan hastaların tedavi sonrasında ileri incelemeler ile yakından takibi gerekmektedir. Günümüzde artık başarılı bir şekilde taşların vücuttan uzaklaştırılmaları kadar yeni taşların oluşumunun engellenmesi de çok büyük önem taşımaktadır.

Böbrek ve idrar yollarında bulunan taşların büyümesini veya yeniden taş oluşmasını engelleyecek en etkili ve gerekli birincil önlem gün içerisinde en az 2.5 litre su içilmesidir. Bu yolla yoğunluğu daha azalacak olan idrar ile taş oluşturabilecek risk faktörleri çok daha kolay atılabilecek ve bu maddeler bir araya gelip çökme imkânı bulamayacaktır.
Bazı yiyecek ve içeceklerin, içeriklerinde yer alan bazı elementler nedeniyle taş oluşum riskini artırdıkları çok iyi bilinmektedir. Bu konu özellikle son 10 yıllık süreçte daha çok önem kazanmış olup, hastaların besin alışkanlıklarının bu konuda deneyimli bir diyetisyen tarafından çok iyi değerlendirilmesi ve günlük gıdaların uygun besinlerle desteklenmesi giderek daha fazla önem arz eden bir koruyucu önlem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, uygun kiloyu sürdürme ve yeteri kadar yapılan fizik egzersizleri de belirlenen risk faktörlerinden uzaklaşma için etkili önlemler arasındadır.
Taş hastalığına sahip bireylerin, özellikle de ailesinde bir veya birden fazla bireyde taş hastalığı varlığında, genetik açıdan da detaylı olarak değerlendirilmesi gereklidir. Bu yolla hem bu hastalığa olabilecek yatkınlık ile gelecekte oluşabilecek yeni taş oluşum riskinin belirlenmesi de bu konu ile etkin olarak uğraşan merkezlerin üzerinde durduğu ve yoğun olarak çalıştığı bir konu olup, sık tekrar eden taş hastalığında mutlaka ele alınması gereken bir konudur.
Önemini bir kez daha vurgulamakta fayda olan nokta, taş hastalığının erken teşhis, etkili ve en az zarar veren yöntemler ile tedavi ve çok yakın takip gerektiren bir problem olduğudur. Ancak bu şekilde gelecekte oluşabilecek yeni taşları engellemek mümkündür.
Önceleri yapılan bir açık ameliyat ile ortadan kalktığı zannedilen ve gereken önlemler alınmadığı için sık sık tekrar edip geriye dönüşümü olmayan yapısal, işlevsel problemlere yol açabilen taş hastalığı, artık bu alanda deneyimli merkezler tarafından ele alınması gereken, birden fazla disiplinin yaklaşımı ile hastaya çok az zarar veren etkili tedavinin yanı sıra detaylı bir araştırmanın mutlak gerekli olduğu bir problem durumuna gelmiştir.

Taş hastaları neler yapmalıdır?

* Her gün yeteri kadar sıvı alınması ( 2-2.5 lt, 10-12 bardak)
* Sık tekrar eden taş hastalığı durumunda yiyeceklerin düzenlenmesi
* Düzenli yürüyüş ve egzersizler
* Stresten uzak bir yaşam tarzının sağlanabilmesi
* Düşürülen taşların analiz amacıyla biriktirilmesi ve incelenmesi
* 6 ayda bir idrar analizi ile ultrasonografi incelemesinin tekrarı
* Sık tekrar eden taş hastalığında vücutta taş oluşumuna yol açan sebeplerin aydınlatılması amacıyla kan ve idrar örneklerinin incelenmesi ve gereken tedavinin başlatılması
* Mevcut taşların büyümeden gereken önlemlerin alınması ve taşların uygun yöntemlerle temizlenmesi
* Ailesinde yaygın taş hastalığı bulunan ve sık sık taş oluşumu ile karşılaşan bireylerin bu konuda deneyimli merkezlerde genetik incelemelerden geçmesi

Günümüzde artık taş hastalığının teşhis, tedavi ve takibinde deneyimli, gereken tüm teknik ve bilimsel alt yapıya sahip merkezlerin önemi giderek artmaktadır. Bu özelliklere sahip bir merkez olan bölümümüzde:
* Hastalar mevcut taşlarından değişik yöntemlerin ( Taş kırma, endoskopik üreter taşı cerrahisi, perkütan taş cerahisi) uygulanabilmesi ile kısa sürede kurtulabilmekte ve günlük aktivitelerine çok kısa süre içerisinde dönebilmektedir.
* Daha da önemlisi tüm hastalar taş oluşturan risk faktörleri açısından detaylı olarak değerlendirilebilmektedir. Kan ve idrarda mevcut risk faktörleri tam olarak ortaya çıkarılabilmekte ve gereken önleyici tedavi zamanında başlatılabilmektedir.
* Hastaların diyet içeriği ele alınıp gereken düzenlemeler ile taş oluşum riski anlamlı ölçüde azaltılabilmektedir.

*Gereken genetik araştırmalar yapılabilmekte ve hastaların yakın, düzenli takibi aksatmadan yapılabilmektedir.

Böbrek taşlarının oluşumunda diyetin rolü nedir?


Böbrek ve idrar yollarında taşların oluşumuna yol açan faktörler içerisinde son yıllarda üzerinde çok yoğun olarak durulan önemli faktörlerden bir tanesi de tüketilen yiyecek ve içeceklerin içeriğidir. Yapılan klinik ve deneysel çalışmalarda bir takım yiyecek ve içeceklerin, içerisinde yoğun bir şekilde yer alan taş yapıcı maddeler nedeniyle, taş oluşumuna yol açtığı ve bu mekanizmayı hızlandırdığı gösterilmiştir. Bu yiyeceklerin alınması ve bağırsaklarda sindirilmeleri sonucu açığa çıkan bazı taş oluşturabilen maddeler bağırsaklardan emilmekte ve idrar yolu ile atılımları sırasında ise taş oluşumunu tetiklemektedir. Aynı zamanda bu risk faktörlerinin idrarla atılımını kolaylaştıran ve bir araya gelip taş oluşumuna engel olan en önemli faktör yeteri kadar su tüketimi olup, bu beslenme tarzına ek olarak az sıvı tüketimi taş oluşumunu daha da artırmaktadır.

Yapılan incelemeler sonucu aşağıda belirtilen bazı besin maddeleri başta olmak üzere belli başlı bazı besinlerin taş oluşum riskini artırdığı gösterilmiştir. Bu besinler arasında aşırı oranda protein ( kırmızı et, süt ve süt ürünleri), ıspanak, tuz, şekerli ve unlu mamuller, sakatat ürünleri, çikolata, koyu çay, kahve, kola ve soda sayılmaktadır. Bu besinler ve diğer bazı risk teşkil eden besinlerin günlük tüketim içerisindeki ağırlığının tespiti ve eğer gerekli ise şahısların beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi bu açıdan büyük önem taşımaktadır.

Taş hastalığının oluşumunda genetik faktörlerin ve genetik incelemelerin rolü nedir?


Taş hastalığının tedavisinde mevcut taşların değişik yöntemler ile vücuttan uzaklaştırılması ve hastaların taştan yoksun duruma getirilmesi tedavinin sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. Günümüzde asıl hedef yeniden taş oluşum riskini minimum düzeye indirebilmek amacıyla gereken önlemlerin alınması ve hangi hastaların tekrar taş oluşturabileceğinin önceden kestirilebilmesidir. Özellikle ailesinin birçok ferdinde taş hastalığı bulunan çocukların bu açıdan bazı genetik araştırmalar ile detaylı olarak incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Genetik uzmanları ile üroloji uzmanlarının birlikte yapacakları değerlendirmeler ve hastalardan elde edilen verilerin gruplandırılması ile hastalarda bazı genetik faktörler incelenilebilmekte ve bu faktörlerin pozitifliği ışığında hastalar gelecekte taş oluşumunu sınırlandırabilecek tedavi programlarına alınabilecektir.